Ankun: “Öğretmeninin Önlüğünden Önce Güvenlik Konuşulmalı”

Hürriyetçi Sendikalar Konfederasyonu İl Başkanı Hakan Ankun, 2026 yılında İstanbul/Çekmeköy, Şanlıurfa/Siverek, Kahramanmaraş/Onikişubat ve son olarak Manisa/Turgutlu’da bir okulda yaşanan saldırı olaylarına ilişkin açıklamalarda bulundu.
Okullarda yaşanan şiddet olaylarının artık yalnızca münferit vakalar olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Ankun, “Bu mesele aynı zamanda toplumsal bir meseledir. Çocuklarımızın okula güven içerisinde gidebilmesi, öğretmenlerimizin görevlerini huzur içerisinde yapabilmesi hepimizin ortak sorumluluğudur.” dedi.
Toplum olarak şiddeti normalleştiren, tehdit ve hakareti sıradanlaştıran yaklaşımlara karşı daha duyarlı olunması gerektiğini ifade eden Ankun, “Bir okulda yaşanan saldırıyı yalnızca o okulun, o öğretmenin veya o yöneticinin problemi olarak görmemeliyiz. Aileden okula, güvenlik birimlerinden Bakanlığa kadar herkes kendi sorumluluğunu yerine getirmelidir.” diye konuştu.
Eğitim-öğretim yılının başlamasıyla birlikte Bakanlığın gündeminin büyük ölçüde öğretmen önlüğü tartışmasına sıkıştığını söyleyen Ankun, “Öğretmen önlüğü elbette konuşulabilir; ancak eğitim çalışanlarının ve öğrencilerimizin güvenliği gibi çok daha hayati meseleler ortadayken eğitim gündeminin bununla sınırlı kalmasını doğru bulmuyoruz.” dedi.
“Eğitim sistemi bütün yönleriyle ele alınmalı”
Ankun, Millî Eğitim Bakanlığının artık eğitim sisteminin temel meselelerini bütün paydaşlarla birlikte ele alması gerektiğini vurgulayarak şunları söyledi: “Millî Eğitim Bakanlığı; öğretmen, veli, öğrenci, eğitim sendikaları, akademisyenler ve diğer ilgili paydaşlarla aynı masa etrafında buluşmalı, eğitim sistemimizin bugün karşı karşıya bulunduğu sorunları bütün yönleriyle ele almalıdır. Bu kapsamda 12 yıllık zorunlu eğitim uygulaması da artık ciddi biçimde masaya yatırılmalıdır. Bugün geldiğimiz noktada, eğitim çağındaki her çocuğu aynı eğitim modelinde ve aynı süre boyunca tutmanın gerçekten doğru ve sürdürülebilir olup olmadığını tartışmak zorundayız. Çünkü her öğrencinin akademik ilgisi, yeteneği, beklentisi ve geleceğe dair hedefi aynı değildir. Eğitim hakkı ile zorunlu eğitimin uygulanma biçimini birbirinden ayırarak düşünmeliyiz. Amacımız öğrenciyi eğitimden koparmak değil; öğrencinin yeteneğine, ilgisine ve gelecekteki mesleğine uygun farklı eğitim yollarını zamanında oluşturabilmektir. Akademik eğitime devam etmek istemeyen öğrenciyi yıllarca aynı sıralarda tutmak yerine; mesleki eğitim, çıraklık, uygulamalı eğitim ve farklı beceri alanlarına yönlendirecek güçlü ve itibarlı alternatifler oluşturulmalıdır. Çocuğu yalnızca okulda tutmayı değil, onu eğitimin içinde, üretimin içinde ve geleceğe hazırlayan bir sistemin parçası haline getirmeyi hedeflemeliyiz.
Ankun, okul güvenliğinin yalnızca öğretmen ve okul yöneticilerinin omuzlarına bırakılamayacağını vurgulayarak sözlerini şöyle tamamladı: “Öğretmen önlüğü konuşulurken öğretmenin can güvenliğini konuşmayı ihmal edemeyiz.” diyerek sözlerini tamamladı.

























